Makale Öğrenci andı tartışması...

'Seçme Köşe Yazıları' forumunda admin tarafından 24 Eki 2018 tarihinde açılan konu

By admin on 24 Eki 2018 20:40
  1. admin

    admin Administrator Site Yetkilisi

    [​IMG] Aslında Danıştay 8. Dairesi'nin "Öğrenci andı" ile ilgili aldığı karar hakkında yazmayı düşünmüyordum. Ancak mesele öyle saçma bir noktaya getirildi ki bu aşamadan sonra değinmemek mümkün değil.

    Hani neredeyse, "Andımızın okunmasına karşı çıkanlar Türk düşmanı, Türkiye düşmanıdır" diyecekler.

    Dün gece konuk olduğum bir televizyon programında söylediğimi izin verirseniz buradan da tekrar edeceğim.

    Aynı şeyi on yıllar boyunca yaptık, yaptırdık da sonuç ne oldu birader? Okul kapılarında büyüklerini saymaya, küçüklerini sevmeye yemin edenler nerede? Büyüklere saygıyı geçtim, küçüklere cinsel istismarda dünya rekoruna koşuyoruz.

    Yurdunu, milletini özünden çok sevme andı içenler şu aralar ülkesine, milletine ihanet etmekle meşgul. "Ülkemize müdahale etmenize razıyız. Yeter ki bizi bu Tayyip'ten kurtarın" diyenleri unuttuk mu?

    On binlerce Fetö'cü terörist yıllar yılı andımızı okudu da ne oldu? Şu ülkeye en büyük ihaneti onlar yapmadı mı? Yurdunu, milletini bombalayanlar onlar değil miydi?

    Sahi...

    Can Dündar gibiler andımızı okudu da ne oldu?

    Azılı bir vatan ve millet düşmanı olmadı mı? nerede şu anda, hangi ülkenin kucağında ve yurdu için, milleti için ne söylüyor? Hangi bayrağa sarılıp uyuyor söyler misiniz?

    Yıllar yılı yüzbinlerce Kürt gencine cebren öğrenci andı okutuldu da ne oldu? Dağa çıkmalarına, ülkeye terörist olarak dönmelerine engel olabildik mi?

    Ya peki, "Ben olsam Ramazan Ayı'nda saldırırım" diyerek onlara katliam için yol yordam gösteren köşe yazarlarına ne demeli?

    Uzatmayayım...

    Mesele bir şeyi okumakla olmuyor. Olsaydı şimdiye kadar olurdu ama örneklerden de görüleceği üzere olmuyor.

    Şu halimize bir bakın Allah aşkına...

    Bu ülkede Kur-an okuyarak büyüyenlerden bazıları azılı hırsız, andımızı okuyanlardan bazıları ise hain olup çıktı! Toplum olarak günden güne çürüyoruz.

    Böylesine içler acısı bir durumdayken, Danıştay 8'inci Dairesi'nin aldığı kararı uygulasak ne olacak?

    Ha...

    Alınan karara ve yapılan, "Andımızı istemeyen Türkiye düşmanıdır" yorumlarına da kısaca cevap vereyim. Ben, bu ülkeyi canımdan aziz bilen bir ferdim.

    Ve fakat...

    Öğrenci andının okul kapılarında okutulmasına karşı çıkanlardan biriyim. Bu ülkede Kürt çocuklarına, ya da bazı azınlıklara kanun zoruyla "Ne mutlu Türküm diyene" dedirtilmesini doğru bulmuyorum. Dün de doğru bulmuyordum, bugün de doğru bulmuyorum.

    İlkokul çağındaki bir öğrenci velisi olarak söylüyorum.

    Hiçbir kurum veya kuruluşun, çocuğuma okul kapılarında öğrenci andı okutmasına rıza göstermem. Mesele vatan ve millet sevgisiyse, mesele büyükleri sayma, küçükleri sevme meselesiyse bu işi ben yapıyorum zaten.

    Devlet bu konuda gölge etmesin, başka ihsan istemez!
    Süleyman ÖZIŞIK
     

Yorumlar

'Seçme Köşe Yazıları' forumunda admin tarafından 24 Eki 2018 tarihinde açılan konu

    1. admin

      admin Administrator Site Yetkilisi

      ANDIMIZ
      Bu komedi bir şekilde bitirilmeli. Aslında beklenen sadece Andımız değildi, o büst endüstrisi, o her okuldaki Atatürk köşeleri, her ders kitabının başındaki Atatürk resmi, her kitapta, o konuda Atatürk’ün söyledikleri. Bakın, “Haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder.”

      Bu and’ı 23 Nisan 1933’de kaleme alan Alliance İsraélite mezunu, Mustafa Kemal’in Maarif Vekili ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti umumi katibi Dr. Reşit Galip idi. Baskın Oran’ın eşi Feyhan da Reşit Galib’in torunu. Reşit Galip, Ocak 1925’te Meclis’e girmiş. Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHF İdare Heyeti’nde görev almış. Türk Ocakları’nda, Halkevleri’nde çalışmış. Yine Atatürk’ün isteğiyle Serbest Fırka’ya girmiş. Ve Atatürk’ün sofrasına oturmuş. Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

      Kazım Özalp’in “Atatürk’ten Anılar” kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı. Esat Mehmet, “kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini” belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi. Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: “Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi” dedi. “Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.”

      Rodoslu, eski İttihatçı, Şeyh Said’i astıran İstiklal Mahkemesi’nin hukukçu olmayan üyesi.

      Erbakan konuşmasında; ‘Bu ülkenin evlatları asırlar boyu mektebe başlarken besmele ile başlar. Siz geldiniz besmeleyi kaldırdınız, ne koydunuz yerine Türküm, doğruyum, çalışkanım. Sen bunu söyleyince öbür taraftan da müslüman evladı ya öyle mi, ben de Kürdüm daha doğruyum, daha çalışkanım deme hakkını kazandı ve böylece siz bu ülkenin insanlarını birbirlerine yabancılaştırdınız’ demişti.

      Öğrenci Andı: (1933) / Türküm, doğruyum, çalışkanım. / Yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, / yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. / Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. / Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.

      And, 1972 yılında değiştirildi. 29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde andda yer alan “budunumu” kelimesi “milletimi” olarak değiştirilirken “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan cümle ile sonra yer alan “Ne mutlu Türküm diyene” cümlesi eklendi:

      And, 1997 yılında ikinci defa değiştirildi. “Öğrenci Andı”nın günümüzde söylenmekte olan metni, Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisinin Ekim 1997 tarih 2481 sayısında yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 10. Maddesiyle belirlenmiştir. Bu maddeye göre ilköğretim okulunda öğrenciler, her gün dersler başlamadan önce öğretmenlerin gözetiminde topluca aşağıdaki “Öğrenci Andı”nı söylüyorlar:

      Öğrenci andı (1997): Türküm, doğruyum, çalışkanım. / İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, / yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. / Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk! / Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim. / Varlığım, Türk varlığına armağan olsun. / Ne mutlu Türküm diyene!

      Prof. Afet İnan ‘Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler’ adlı eserinde onu şöyle anlatıyor:

      “1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya Köşkü’ne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kağıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı’ dedi…” Adam kızlarına bir 23 Nisan sabahı aşka gelerek yazdığı manzumeyi, daha sonra bütün öğrencilere mecburi olarak okutmak için 1933 yılında bir genelge yayımlatmış. Ya hu, MHP nasıl Reşit Galib gibi birinin yediği haltı savunur. Bu adam Türk Ocaklarını kapatan adam değil mi?. Aynı zamanda kafatası ölçen bir “beyaz Türk” bu adam! Bu adam, Ezanı Türkçeye çeviren adam ya hu!.

      Diplomat Hüseyin Ragıp Baydur’un kardeşi Reşit Galip, ya da Mustafa Reşit Baydur, 1893’da Rodos‘ta doğdu. İlk ve ortaokulu Rodos’ta okudu. Lise eğitimi sırasında İzmir‘e geldi İzmir’deki St. Jean Babtiste Kolleji’nde okudu. İzmir’deki Fransız Koleji’nden 1911 yılında mezun oldu.

      “Müslümanlık: Türk’ün milli dini” adlı tezinde, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Muhammed’in Türk olduğunu iddia etmiş.

      Dr. Reşit Galip’in pek bilinmeyen ancak ölmeden önce arkadaşı Münir Hayri Egeli’ye verdiği ve Egeli tarafından 1947 yılında “Eski Bir Atatürkçü, Bilinmeyen Atatürk’ten Hatıralar” başlığıyla Millet dergisinde yayınlanan “Müslümanlık: Türk’ün Milli Dini” tezi veya raporudur. Dr. Reşit Galip, bu tezinde İslam’ın ana prensiplerinin Türk’ün Milli Dini’ne uygun olduğunu söyler. Ancak bir iddia ortaya artarak Hazreti İbrahim’in Türk kökenli olduğunu ve dolayısıyla Hazreti Muhammed’in de Türk aslından olduğunu ispatlamaya çalışır. Tezinin sonunu şöyle bitirir:

      ‘Müslüman dini, Türk milli bünyesinin en uygun dinidir ve ancak Müslümanlığın Türk milli bünyesine en uyduğu ve zaman ve haller, onun Türk milletince hakiki manasıyla anlaşıldığı hallerdir. Bunun çaresi de tektir: Müslümanlığı Türk’ün anlayabileceği bir hale getirmektir. Bu da ancak ibadetin Türk diliyle yapılmasıyla kabil olabilir. Bizim ilk ve en büyük gayretimiz dini duaları ve kitapları herkesin anlayabileceği bir dille tayin etmek olmalıdır. İnsanlar dinsiz yaşayamazlar. Belki yüz bin senelik bir anane, insanoğluna din ihtiyacını telkin etmiştir. Türk milleti de kendi milli dinine sahip olmalıdır. Bu, Türk milliyetçiliği için de bir zarurettir.”

      Kemalist yazar Nihat Genç, Ulusal Kanal’da canlı yayınlanan bir programa katıldı. Programda birçoğu CHP’li belediyeler tarafından yapılan Mustafa Kemal heykellerini eleştirirken, “Atatürk’le dalga geçmek için yapıyorlar sanki’ ifadelerini kullandı.

      “bakan olsam Atatürk heykellerini yıkar atarım”. Mustafa Kemal heykellerinin adeta Çin malı olduğunu söyleyen Genç, “Atatürk’ün yapılan heykelleri karikatür gibi… Ben mesela, bu ülkede bir gün şans eseri Bakanlık, Başbakanlık yapsam, son 30-40 yılda yapılan Atatürk heykellerinin hepsini yıkar atarım. Yapacaksan da düzgün yap, bunun örnekleri var. Birisi Atatürk’le dalga geçmek için yapıyor sanki. Çin malı gibi, tuhaf geliyor bana…” şeklinde konuştu. Bir ara “Beton Mustafa”, “Fiber Mustafa” diye alay konusu olmaya başladı bu seri üretim, Mustafa Kemali istismar eden ikonalar.

      Af-maf derken iş Cumhur İttifakını dağılma noktasına getirse de, ben bir akl-ı selim ile bu konunun değerlendirileceğini düşünüyorum. Erdoğan grubta önemli mesajlar verdi. Viyana konvansiyonundan Af konusuna, And’dan Kaşıkçı’ya verdiği mesajlar Erdoğan’ı “Erdoğan” yapan önemli mesajlardı..

      Eğer “Andımız” engeli aşılamayacaksa, ne İş Bankası’na dokundururlar, ne Tevhidi Tedrisata, ne kılık kıyafet yasasına, ne de Türbe ve Zaviyelere.. Ayasofya’ya da dokunamazsınız. Andımız konusu bu anlamda bir turnusol kağıdı görevi yapıyor. Danıştay’ın yıllar sonra bu konuda karar vermesindeki zamanlama da dikkat çekici.

      Yoksa MHP’den sonra FETÖ’nün Balyoz ve Ergenekon davasında mağdur ettikleri ile kurulan ittifak da mı sona eriyor. Erdoğan’ın Danıştay’la ilgili konuşmasındaki satır arası cümleler üzerinde de ayrıca durmak gerek. Şûrayı Devletten Danıştay’a, bugünden yarına, süreç önemli. Selâm ve dua ile.
      A.DİLİPAK
       

Bu Sayfayı Paylaş